Ceza Hukuku

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ( nulla poena sine lege); Suç ve bunun karşılığı olan cezanın ancak kanun ile belirlenmesidir. Bu temel ilke 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ nun 2’ nci maddesinin 1’ nci fıkrasında yer almaktadır. “Kanun’ un açıkca suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Kanunilik ilkesinin gerektirdiği bir başka şart da, aleyhe olan kanunun geçmişe yürümeyeceğidir. Yani işlendiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı, sonradan fiilin suç olarak düzenlenmesi nedeniyle kimse cezalandırılamaz. (nulla poena sine lege praevia). Kanunilik ilkesinin gereği olan diğer bir şart, failin aleyhine “kıyas yasağı’”dır. TCK’ nun 2’ nci maddesinin 3’ ncü fıkrasında “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz”(nulla poena sine lege stricta).

Suçta ve cezada kusur ilkesi; Ceza hukuku anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek işlenmesidir. Bu ilke ışığında fiili bizzat işlemiş olan failin cezalandırılabileceği şartına gidebiliriz. TCK’ nun 20’ nci maddesinin 1’ nci fıkrasında;”ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Kast; ceza hukukunda failin gerçekleştirdiği hareketi ve bunun sonuçlarını bilmesi ve istemesidir.  Kast kendi içerisinde amaç, doğrudan kast ve olası kast olarak gruplandırılmaktadır. İsteme şartı, cezalandırılmayan veya daha az ceza verilen taksirli hareketin kasten hareketten ayrılması için önem taşımaktadır. Olası kast; failin, suç olarak tanımlanan sonucun gerçekleşmesini öngörmesi fakat öngördüğü sonucun gerçekleşip gerçekleşmemesini umursamaması durumunda gerçekleşmektedir. Mesela; bir düğün salonunda ateş eden fail, düğün salonunun kalabalık olması nedeniyle öldürmek istediği kişi dışında başka kimselerin de zarar görebileceğini bile bilmelidir, İstemese de, başkalarının da zarar görmesi olası bir durum olmasına rağmen, bunu göze alarak düğün salonunda bir kişiyi öldürmeye çalışırken kurşunların sekmesi sonucu başkalarına da zarar veren fail, olası kast ile yaralama ve ya öldürme suçundan yargılanır. Mesela;”…işlettikleri büfede içki satışı yapan sanıklar…ve…’ın yasal olmayan şekilde ürettiğini bildikleri insan sağlığı için tehlikeli olup ölümlere yol açabilen rakıları satışa arz ederek kişi ya da kişilerin ölebileceğini açıkca öngörmelerine rağmen sonucu kabullenerek eylemlerini gerçekleştirdikleri ve neticesinde maktullerin zehirlenerek öldüğünün anlaşılması karşısında…sanık…i’ hakkında maktuller ….ve….’i  “olası kast” ile öldürme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri…” (Y. 1.CD. K.2018/3385)

Basit taksir; Failin öngörülebilir bir neticeyi “öngörmeyerek” dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir hareketle fiil işlemesidir. Mesela; İş güvenliği ve iş sağlığı tedbirlerini almayan bir işveren bu ihmal ve davranışı yüzünden bir işçinin yaralanmasına sebep olursa, “basit taksirle insan yaralama” suçu işlemiş olur.

Bilinçli taksir; Failin “öngördüğü” neticeyi istememesine rağmen, kural ihlali yaparak veya şans, kişisel yetenek gibi etkenlere güvenerek hareket ederek bir fiili işlemesidir. Mesela; sollama yasağı bulunan bir yol güzergahında sollama yaparak ölüme neden olan kişi, “bilinçli taksirle ölüme neden olma suçu” nedeniyle cezalandırılır.

5237 sayılı TCK’ na göre suç; kural olarak “kast” ile işlenir. Kanun bir fiilin taksirle işlenen hallerini açıkca suç olarak kabul etmedikçe, taksirle işlenen fiil, suç olarak kabul edilemez. Mesela; mala zarar verme suçu “kast” ile işlenebilen bir suçtur. Bir kişinin arabasına kasten taş atan fail, TCK’ m.151 gereği, “mala zarar verme suçu “ nedeniyle cezalandırılır. Ancak mesela; söndürülmeden pencereden dışarıya fırlatılan bir izmarit, bir arabanın camından tesadüfen girip yangına ve zarara sebebiyet verirse, mala zarar verme suçu taksirle işlenebilen bir suç olmadığından, fail yaptırım olarak sadece tazminat ile yükümlü olur.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ nda “subjektif, sorumluluk” esası kabul edilmiş olup, “netice sebebiyle ağırlaştırılmış suç “başlıklı TCK’ nun 23’ ncü maddesinde bu durum; “bir fiilin kastedilenden daha ağır ve başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklinde açıklanmıştır.

Failin, kastedilenden daha ağır ve başka bir neticenin gerçekleşebileceğini öngördüğü buna rağmen eylemine devam ederek sonlandırdığı durumda, “olası kast” ile hareket ettiğini kabul ederek gerçekleşen ağır ve başka bir suçtan dolayı doğrudan sorumluluğu cihedine gidilecektir.

Ceza hukuku; 1) Maddi ceza hukuku, 2) Ceza muhakemesi hukuku, 3) Ceza infaz hukuku olmak üzere üç alt disiplinden ibarettir.

Ceza hukuku; suç teşkil eden bir haksızlığın varlığından söz edilebilmesi ve dolayısıyla bir kişi hakkında işlemiş olduğu bir haksızlıktan dolayı ceza hukuku yaptırımı uygulanabilmesi için gerekli şartların oluşup, oluşmadığı ile ilgilenen bir hukuk dalıdır.

Suç, norm ile korunan hukuki menfaatin ihlali niteliğini taşıyan haksızlık teşkil eden fiildir.

Suçu oluşturan temel unsurlar; kanuni unsur(tipiklik), maddi unsur( hareket-fiil), hukuka aykırılık unsuru, ve manevi unsurdur. Suç şüphelisinin savunma hakkı içerisinde; suçu işlemediğini, işlese dahi kişisel cezasızlık-meşru müdafaa-zorunluluk hali gibi kaldırıcı-azaltıcı veya hafifletici gerekçeler olduğunu belirtebilme hakkı vardır. İddia ve yargılama bakımından bir suçun oluşabilmesi için kanunda yer alan tanıma uygun olması , maddi ve manevi unsurları ( fiil-delil-kast-taksir) bulunması gerekir.

Ceza yargılamasında; iddia, savunma, yargılama üç ana unsurdur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile suçlar arasındaki “cürüm” ve “kabahat” ayırımı kaldırılmış, bir suç türü olarak kabahatler bu kanun kapsamından çıkarılmıştır. Kabahatler, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile ayrıca düzenlenerek, teorik ve sistematik bir temele oturtulmuştur. Kabahatler Kanunu’ nun 2’ nci maddesinde;”kabahat deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır” demektedir.

Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır” der.

Ceza davaları; Ağır ceza Mahkemeleri, Sulh ceza hakimliği, Asliye Ceza Mahkemeleri’ nde görülmektedir. Ancak, özel kanunlarda da suç-ceza ve yaptırımlar işlenmiştir.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla birlikte, 5235 sayılı Kanun’ un 12’ nci maddesi uyarınca düzenlenen suçlara bakmakla görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir. Ağır ceza mahkemelerinde görülen suçlar sıklıkla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’ ncü maddesinde düzenlenen ve “katalog suçlar” olarak tanımlanan suçları kapsaması nedeniyle tutukluluk halleri yoğundur ve tutukluluk halleri üç yıla kadar uzatılabilmektedir. Tutuklama kararı, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular ve sanığın kaçma şüphesi, delilleri yok etme veya değiştirme, tanık ve mağdur üzerinde baskı kurulması hallerini oluşturan “tutuklama nedeninin varlığı” halinde verilebilmektedir. Tutuklama şartları oluşsa da tutuklama mecburi olmayıp, zorunlu hallerde başvurulması gereken bir tedbirdir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 5’ nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca da, suçun önlenmesi, kaçma ve suç işleme şüphesi şartları haricinde tutuklama kararı verilebilmesi mümkün değildir. Soruşturma ya da kovuşturma aşamalarında, yargılamanın esasına girmeksizin “yalnızca tutuklama kararının hukuka aykırı olduğunun ispatı halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’ nun 109’ ncu maddesinde öngörülen “adli kontrol kurumu” nun uygulanmasını sağlamak suretiyle “tahliye kararı” almak mümkündür. Burada avukat bilgi ve becerisi çok önemlidir.

Soruşturma evresinde; gözaltı işlemi, aramalar (üst, eşya,konut,işyeri), iletişimin tespiti,  dinlenmesi ve kayda alınması, teknik araçlarla izleme, emniyet ve savcılık ifadeleri, savunma delillerinin toplanması, teşhis işlemleri, bilirkişi atanması ve diğer usül işlemler, Cumhuriyet Savcısının yeterli şüphe kanaatine ulaşarak  iddianame hazırlamasını belirlerler. Bu aşamalarda yeterince aranmayan hak, şüpheliyi sanık yapar ve geri dönüş zordur. Bu yüzden bu safhada özellikle avukatın maddi gerçeği belirleyecek delilleri sağlamada rolü büyüktür. Erken ve zamanında aranmayan hak arzu edilen ya da olması gereken şekilde tecelli etmeyebilir. Mağdur açısından da bu böyledir. Anayasa’ nın 38 nci maddesi’ ne göre” hiç kimse kendisini ve yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya ve delil göstermeye zorlanamaz. İfade özgür iradeyle verilmezse, hakkın kaybına hayati derecede etki eder. Bu yüzden derhal savunma hakkını talep ile muhtemel hukuka aykırılıkların önlenmesi ve adil yargılama hakkının tecellisi için “avukat devreye sokulma iradesi” kullanılabilmelidir.

Ceza Kanununda tanımlanmış olan; hayata karşı suçlar (kasten adam öldürme, taksirle adam öldürme, insan ticareti), vücut dokunulmazlığına karşı suçlar (kasten yaralama, taksirle yaralama), Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar (cinsel saldırı, cinsel taciz,cinsel istismar), hürriyete karşı suçlar (tehdit, şantaj, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, konut dokunulmazlığının ihlali), şerefe karşı suçlar (hakaret), özel hayata karşı suçlar (özel hayatın gizliliğinin ihlali), mal varlığına karşı suçlar (hırsızlık, kullanma hırsızlığı, yağma (gasp), mala zarar verme,güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık), kamunun sağlığına karşı suçlar (uyuşturucu suçları ),  kamu güvenine karşı suçlar (parada sahtecilik, mühürde sahtecilik, özel belgede sahtecilik), genel ahlaka karşı suçlar (müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama), Bilişim alanında suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar “hukuk bürosu” olarak hizmet verdiğimiz konulardır.

Kişisel verilerin Korunması ve buna karşı işlenen suçlar, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu nun 17 nci maddesinde, kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından Türk Ceza Kanunu’ nun 135 ila 140 ncı maddelerine atıfta bulunmaktadır. Bu nedenle bu konuyla ilgili de özel çalışmalarımız mevcuttur.

Alpertunga Budak
Avukat
Alpertunga Budak Hukuk & Danışmanlık Bürosu

BLOG