HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU– BASİT YARGILAMA

HAKİMİN SORUMLULUĞU / BASİT YARGILAMA USULÜ YORUMU

Hakimin Hukuki Sorumluluğu / Devletin Sorumluluğu / Rücu;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 46’ ncı maddesi;”(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a)Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, b) Sağlanan veya vaad edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması, ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması, d) Duruşma tutanakları ile hüküm ve kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması, e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması,

(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz. (3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.

Bir emsal kararda Yargıtay ;”Dava, 6100 sayılı HMK’ nun 46’ ncı maddesi uyarınca, hâkimin sorumluluğunu gerektiren maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir. .. Somut olayda, davacı tarafın dayandığı HMK’ nun 46/c ve e bendlerinde açıklanan hususlardan dolayı hakimin hukuki sorumluluğunun doğup doğmadığı ve bundan hareketle Devlet’ in sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. Olayın dayanağını Bakırköy 2’nci İcra Hukuk Mahkemesi’ nin 13/03/2013 tarih ve 2012/1..7 Esas, 2013/2.3 Karar sayılı istihkak davasına ilişkin dosya oluşturmaktadır. Yapılan yargılama sonunda söz konusu istihkak davası,”davacının davasını şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve güçlü kanıtla kanıtlayamadığı gerekçesiyle tümden reddine,..” karar verildiği getirtilen dosya kapsamından anlaşılmıştır. İstihkak davasının dayanağı olan İstanbul 11’ nci İcra Müdürlüğü’ nün 2012/1.9 Esas sayılı talimat dosyasıyla Bakırköy 2’ nci İcra Hukuk Mahkemesi’ nin 2013/1..8 Esas ve 2013/1..3 Karar sayılı dosyası ve Bakırköy 8’ nci İcra Müdürlüğü’ nün 8. 3 Esas sayılı dosyalarınında dosya arasında olduğu ve istekle birlikte bu dosyaların da değerlendirildiği anlaşılmıştır. Bakırköy 2’ nci İcra Hukuk Mahkemesi’ nin 2012/1..7 Esas sayılı dosyaya ait dava dilekçesi üzerinde yapılan incelemede davacı vekilinin sadece “tanık beyanları” ibaresini kullanmak suretiyle tanık deliline dayandığı belirlenmiştir. Tanıkların isim ve adresleri ile kimlik bilgilerini yargılama süresince bazı ara kararlarına karşın bildirmediği görülmüştür.  6100 sayılı HMK’ nun 46’ ncı maddesinde, hakimin sorumluluğunu gerektiren sebepler sınırlı olarak sayılmıştır. Anılan maddeye göre, hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı ancak maddede gösterilen sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. Somut olayda, HMK’ nun 46/1 fıkrasının c ve e bendlerine dayanılarak maddi ve manevi tazminat davası açılmış bulunmaktadır. HMK’ nun 46/1-c bendinde, “ farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması,”hükmüne yer verilmiş, “e” bendinde ise, “hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” hükmü yer almıştır. Dosyadaki tüm bilgi ve belgeler ile dayanağı olan tüm dosyalar birlikte değerlendirildiğinde davaya bakan hakimin HMK’ nun 46/1 fıkranın c bendinde yer alan “farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verdiğinin” kabulüne olanak görülmemektedir. Aynı maddenin e bendinde yer alan “hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” unsuru da somut olayda gerçekleşmemiştir. Söz konusu bendlerdeki unsurların gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için davaya bakan hakimin bir bakıma kasıtlı tutum ve davranışı ile zararın oluşmasına maddi ve manevi tazminatın meydana getirilmesine sebebiyet vermiş olması gerekmektedir. Öte yandan, davacı vekili az yukarıda da açıklandığı üzere istihkak davasına ait dava dilekçesinde sadece “tanık beyanları” denilmek suretiyle ve bu ibare ile yetinilmiş olup, HMK’ nun ilgili hüküm gereklerinin yerine getirilmediği ve göz ardı edildiği anlaşılmaktadır. HMK’nun “dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1 fıkrasının e bendinde, “davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri” f bendinde ise, “ iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği” hükümlerine yer verilmiştir. Yine “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı HMK’ nun 194/1 fıkrasında; taraflar, dayandıkları vakıaları (HMK’nun 194/1-d) ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. “ Aynı maddenin 2’ nci bendinde ise “tarafların dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğinin açıkca belirtmeleri zorunludur” denilmiştir.

Sözü edilen maddeleri açıklanan fıkra ve bendlerin kapsamlarından da anlaşıldığı üzere davacı vekili tarafından bu maddelerin gereklerinin yerine getirilmediği dosya kapsamıyla sabittir. HMK’ nun 140/5 nci fıkrasının somut olguda uygulanıp uygulanmayacağı hususu oldukça tartışmalıdır. Söz konusu bendin kapsamında, “belgelerden” söz edilmektedir. Tanık beyanları ibaresinin bu kapsamda değerlendirilmesi de oldukça tartışmalıdır. Somut olaya özgü değerlendirme yapıldığında söz konusu madde ve bendin uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır. Bundan ayrı, hakimin hukuki sorumluluğunu ön gören HMK’ nun 46 ve devamı maddeleri hakimler bakımından özel olarak konulmuş ve düzenlenmiş hükümlerdir. Dava dilekçesi ve davanın ihbarı başlıklı HMK’ nun 48’ nci maddesinde; tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkca belirtilir, varsa belgeler de eklenir,” amir hükmü yer almaktadır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere davacı tarafın delillerini açıkca belirterek göstermek isteği tanıkların açık kimlik bilgileri ve adreslerini mahkemeye sunması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Bundan başka Bakırköy 2’ nci İcra Hukuk Mahkeme’ sinde 2012/1..7 Esas ile görülen davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu hususunda bir duraksama söz konusu olmamalıdır. Basit yargılama usulüne ilişkin “Delillerin İkamesi” başlıklı HMK’ nun 318 nci maddesinde “taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkca ve hangi vakıanın hangi delili olduğunu da belirterek bildirmek ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır” denilmiş, uygulanacak hükümler başlıklı aynı kanunun 322/1 fıkrasında da, “bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır” denilmektedir. Görüldüğü gibi, basit yargılama usulüne ilişkin söz konusu kanunun 318 nci maddesinde, deliller için özel hüküm bulunduğuna göre, yazılı yargılama usulüne bir bakıma bu olaya özgü olmak üzere gitme olanağı da görülmemektedir. Olaya dayanak teşkil eden Bakırköy 2 nci İcra Hukuk Mahkemesi’ nin 2012/1..7 Esas ve 2013/2.3 Karar sayılı dava dosyasının karar düzeltmeye konu olduğu ve 8’ nci Hukuk Dairesi’ nin 2014/17196 Esasında kayıtlı olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın getirtilerek incelendiği, dosya üzerinde yapılan incelemede, 8’ nci Hukuk Dairesi’ nin 2014/17196 Esas ve 2014/16678 Karar sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ nın kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında hakimin hukuki sorumluluğu ve  buna bağlı olarak Devlet’ in hukuki sorumluluğunu öngören HMK’ nun 146/1 fıkrasının c ve e bendlerindeki hususların somut olayda gerçekleşmediği, buna bağlı olarak maddi ve manevi tazminatın unsurlarının da somut olguda oluşmadığı sonucuna varıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.  Alacak miktarıyla bilirkişi ücreti arasındaki orantısızlık konusu ise temyize tabi hususlardan olduğu göz önünde tutulmalıdır.”… ( 23.09.2014 gün ve 2013/1 E, 2014/1 K. sayılı bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Hukuk Genel Kurulu 22.03.2017 tarihli 2015/8-881 E, 2017/518 K. sayılı kararı ile temyizde de Y. 8.HD., 2013/1-2014-1 numaralı ve 23.09.2014 tarihli yukarıdaki kararı onamıştır.)

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 140/5 maddesine göre yazılı yargılama usulünde taraflara eksik bıraktıkları delilleri sunmaları için ön incelemede iki haftalık süre tanınmaktadır. Basit yargılama usulünde ise böyle bir süre öngörülmemiştir. (HMK madde 320) Taraflar bu gerekleri yerine getirmediklerinde belirtilen delillerden vazgeçmiş addedilirler.

( Yukarıdaki kararın aksi karar da mevcuttur. Y. 8.HD. E:2015/5381, K:2017/4426, T:27.03.2017 ) Burada dikat edilmesi gereken husus iki davadaki delillerin usule uygun sunulma konusunda farklılık arzettiğidir. HMK 140/5 maddesi ve 322 maddesi birlikte değerlendirildiğinde çeliştiği iddia edilen Yargıtay kararındaki nüans anlaşılacaktır. Temyize konu bu davada davalı 3 ncü kişi vekili, 02.10.2014 tarihli cevap dilekçesi içeriğinde takip borçlusuyla yapılan genel kredi sözleşmesine ve yine borçlu şirketle imzalanan “Nakit Teminat İçin Bloke ve Rehin Talimat Mektubu” na dayanmıştır. Ancak temyize konu kararın verildiği 13.01.2015 tarihli ilk celsede ise cevap dilekçesinde belirtilmesine rağmen davalının dayandığı delilleri bildirmesi için kendisine süre verilmediği ve HMK 140/5 maddesinin dava konusu olayda uygulanmadığı görülmektedir….

Alpertunga Budak
Avukat
Alpertunga Budak Hukuk & Danışmanlık Bürosu